Erdem Yayınları

Ölüme Meydan Okuyan Sultan

Atalarından yadigâr kalan bir devleti, tamamen yok olmaktan kurtarmak uğruna ömrünü fedakârca harcamış cesur bir sultan olarak tarihe geçen Celâleddin Harezmşah’ın mücadelesi Doç. Dr. Meryem Gürbüz’ün kaleme aldığı belgesel kitapla hayat buluyor. Doç. Dr. Gürbüz “Celâleddin Harezmşah” adlı eseriyle tarihimizden çok önemli bir portrenin mücadeleli ömrü, önemli dönüm noktalarıyla ve akıcı bir üslûpla okuyucuya sunuyor. […]

Atalarından yadigâr kalan bir devleti, tamamen yok olmaktan kurtarmak uğruna ömrünü fedakârca harcamış cesur bir sultan olarak tarihe geçen Celâleddin Harezmşah’ın mücadelesi Doç. Dr. Meryem Gürbüz’ün kaleme aldığı belgesel kitapla hayat buluyor. Doç. Dr. Gürbüz “Celâleddin Harezmşah” adlı eseriyle tarihimizden çok önemli bir portrenin mücadeleli ömrü, önemli dönüm noktalarıyla ve akıcı bir üslûpla okuyucuya sunuyor.

Celâleddin Harezmşah şehzadeliği döneminde bir imparatorluğun en parlak dönemine şahit oldu. Yine şehzadelik döneminde Moğol tehdidi ortaya çıktığında en geniş sınırlarına ulaşmış imparatorluğun varisine yakışan cesarette bir savaş önerisi de ondan gelmişti. Fakat ortaya koyduğu stratejinin dinlenilmemesi çok kısa bir sürede Harezmşahlar’a bağlı önemli şehirlerin düşmesine yol açtı. Bu durumu takip eden önemli bir olay da Celâleddin Harezmşah’ın babası Sultan Muhammed Harezmşah’ın 1220 yılında vefat etmesiydi. Artık Sultan Celâleddin Mengüberti’nin önünde uçurumun kenarında çaresizce kurtarılmayı bekleyen hırpalanmış bir devlet vardı. Sultan Celâleddin, devletini yaşatma ülküsünün bir bedeli olarak yaşamı boyunca ölümün nefesini kendisinin ve yakınlarının ensesinde hissetmiştir. Fakat hanedanı için ölümün sembolü olan düşmanıyla yüzleşmekten hiç çekinmemiştir ki Celâleddin Harezmşah’ın bu yönü kitapta ustalıkla işlenmiştir. Celâleddin Harezmşah devletini yaşatma gayesi uğrunda, yeri geldiğinde evlatlarını düşmanlarının elinde yitirmesine rağmen son nefesine kadar mücadeleye devam etmiştir. Onun sonu da devletinin sonu gibi trajiktir: Harezm’e, Horasan’a, Maveraünnehr’e İran’a ve Irak’a kadar hükmü yayılan bir devletin son sultanı sığındığı dağlık alanda “ölümün bahçesinde, yorgun ve kimsesiz” olarak vasıfsız biri tarafından öldürüldü. Okuyucuyu kitabın en çarpıcı kısımlarından birisi olarak Sultan Celâleddin’in vefatının anlatıldığı kısım beklemekte. Şüphesiz Moğollara karşı hâlâ “Celâleddin” adında bir umut taşıyan halk, ona böyle bir ölümü yakıştıramadı. Bunun bir göstergesi olarak o dönemde, Celâleddin Harezmşah’ın aslında ölmediği hakkında türlü rivayetlerde halk arasında dolaşıyordu. Onun vefatının bu tür yansımaları da o dönem vefatı hakkında yazılmış ilgi çekici şiirler eşliğinde okuyucuya aktarılıyor.

Aslında Sultan Celâleddin’in askeri ve siyasi yeteneklerinin büyüklüğü düşmanının büyüklüğü nispetinde görülebilir ki onun düşmanı da tüm dünyayı kasıp kavuran Cengiz Han’dır. Cengiz Han için de Türklerin “Ulug Sultan”ı Celâleddin hiç de hafife alınmayacak bir düşmandı. Dönemin ana kaynaklarından biri olan Cüveyni’nin, Cengiz Han’ın, Sultan Celâleddin ile ilgili olarak söylediği belirtilen şu sözleri ona duyduğu büyük saygının bir yansımasıdır:

“Böyle bir oğula sahip olan babaya ne mutlu! Su ve ateş gibi iki belâ girdabından kendini kurtarıp sahile vardı. O başımıza büyük işler açacak. Onun karşısında akıllı bir insan nasıl gafil durabilir?”

Kaynak Yeniçağ: Türk adını taşa kazıtan ulu bilge