Erdem Yayınları

İran kısa öykücülüğüne dair kıymetli bir seçki

Çağdaş İran öykülerinden derlenen çalışmanın çevirmeni Zeynep Özel; İran romanı ve öyküsü hakkındaki çalışmaları ile meşhur, edebiyat tarihçisi Hasan Mîr Âbîdîni’nin “İran’ın 80 Yıllık Kısa Öykücülüğü” isimli eserinden faydalanıldığını dile getiriyor. Hasan Mîr Âbîdîni’nin iki cilt hâlinde kaleme almış olduğu eser, İran’da defalarca basımı yapılmış olan kendine özgü öykülerin arasından yeni bir seçim yapılarak tek bir ciltte toplanmış. […]

Çağdaş İran öykülerinden derlenen çalışmanın çevirmeni Zeynep Özel; İran romanı ve öyküsü hakkındaki çalışmaları ile meşhur, edebiyat tarihçisi Hasan Mîr Âbîdîni’nin “İran’ın 80 Yıllık Kısa Öykücülüğü” isimli eserinden faydalanıldığını dile getiriyor. Hasan Mîr Âbîdîni’nin iki cilt hâlinde kaleme almış olduğu eser, İran’da defalarca basımı yapılmış olan kendine özgü öykülerin arasından yeni bir seçim yapılarak tek bir ciltte toplanmış.

Öykülerin okuyucuya Batı edebiyatını anımsattığını belirten Zeynep Özel, İran efsanelerinin ve masallarının etkisinde olan hikâyelerin de eserde bulunuyor olmasına rağmen, bu öykülerin bizlere Doğu-Batı gerilimi içerisinde yaşayan İran’ı sunduğunu belirtiyor. Hasan Mîr Âbîdîni, İran’daki öykücülüğün tarihini özet bir şekilde okuyucuya sunuyor. Kıssa anlatıcılığı çok eskilere dayanıyor olmasına rağmen yeni bir sanat olarak değerlendirilebilecek öykücülüğün 1920 yıllarında ortaya çıktığını söylüyor. İlk kısa öykü, öykücülükte kullanılan üsluplar gibi konulara değinen Âbîdîni, Muhammed Ali Cemâlzâde, Hasan Mukaddem, Kerîm Kişâverz, Sa’îd Nefîsî, Nîmâ Yûşîc, Ali Ekber Dihhodâ gibi isimlerin öykücülüğe katkılarına da eserinde yer veriyor.

Kıymetli isimlerin hikâyeleri bir arada

İran Öyküleri-Modern Dönem Seçkisinde yer alan her hikâyenin öncesinde o hikâyenin yazarının kısa bir biyografisi yer alıyor. Ardından hikâyeye geçiliyor. Hasan Mîr Âbîdîni, Çağdaş İran edebiyatının ilk öncüsünün 1927 yılında hikâye yayınlamaya başlayan Sâdık Hidâyet olduğunu belirtiyor ve eserde karşımıza çıkan ilk hikâye de aynı yazarın “Daş Âkil” adlı eseri oluyorSâdık Hidâyet’in yanı sıra Bozorg Alevî, Sâdık Çûbek, Sîmîn Dânîşver, Muhammed Muhammed Ali, Golî Tarakkî, Celâl Âl-i Ahmed, Mahmud İtimâdzâde, Mahmud Devletâbâdi, Şehrnûş Parsipur, Nadir İbrahimî, Gazale-i Alizâde, Nahit Tabatabaî ve Moniru Ravanîpur gibi kıymetli isimlerin hikâyeleri de eserde yer alıyor.

Kitapta yer alan Daş Âkil, Gîle-Merd, Cam Göz, Kime Selam Vereyim, Fotoğrafçı, Ben de Che Guevara’yım, Kutlu Tören, Mohre-i Mar, Adam, Ferruhliga Sadreddivan-ı Gülçehre Hanım, Rüzgâr Getirdiğini Götürmüyor, Salonlar, Müsabaka ve Uzun Gece adlı hikâyelerin her biri okuyucuyu farklı âlemlere taşıyarak apayrı duygulara kapı açıyor. İran sinemasının esintilerine rastlanılan bu hikâyeler, kişiye film izliyormuş gibi hissettiriyor. Ayrıca hikâyeleri okudukça Türk toplumu ile olan benzerliğe de şahit oluyoruz. Karakterler ve olayların ince ayrıntıları okuyucuya meşhur Türk öykülerini çağrıştırıyor. Oldukça sade bir üslupla kaleme alınmış olunmalarına rağmen, insanda uyandırdığı hissiyat oldukça karmaşık.

Dünya edebiyatındaki büyük yazarların ve yeni akımların tanınmasının 1960-1977 yıllarına dayandığını belirten yazar, bu dönemin İran öykücülüğünün en parlak dönemi olduğunu da ekliyor. 1960’lardan itibaren kadın öykücülerin de önemli eserler kaleme aldığının belirtilmesinin ardından ilk kadın yazarlardan Gazale-i Alizâde’nin on bir bölümden oluşan Salonlar isimli hikâyesine yer veriyor.

“Kapı kapanmış. Herkes beni burada unutup gitmiş. Dargın değilim! Biraz burada takılırım. İnsanlar ceket giymek yerine ceketten bir parça giymişler sanki. Öylesine hızlı geçiyorlar ki göremiyorum. Taze fidanlar, yeşil ormanlar! Ömrüm sanki hiç yaşanmamış gibi geçip gitti. Biraz dinleneyim. Artık hiç dermanın yok, takatin yok. Neyse, hüzünlenme!”

Didaktik edebiyattan giderek uzaklaşılmış

Eserdeyer alan bir diğer hikâye ise İran’ın en üretken yazarlarından olan Nahid Tabatabaî’nin “Müsabaka adlı eseri. Eserin son hikâyesi ise Moniru Ravanîpur’un “Uzun Gece”si. Yazar burada çocuk bir gelin olan Gülper’in öyküsü ile gerçekleri adeta okuyucunun yüzüne çarpıyor. Gülper’in arkadaşı olan Meryem’in endişelerini başarılı bir şekilde bizlere de hissettiriyor. Eserin son bölümde 1980-2000’li yıllarda İran kısa öykücülüğünde yeni bir döneme girildiği anlatılıyor. Didaktik edebiyattan giderek uzaklaşmış olan yazarların, hakikate ulaşma yolunda yeni bir dil ve form arayışına girmiş olduklarına değiniliyor. Önceki dönemlerde tanık olunan edebi akımların bu yıllarda da etkinliğini sürdürmüş olduğu belirtiliyor. Dönemin yazarlarının kullanmış olduğu üslup ile ilgili kısa bilgilere yer verildikten sonra eser sonlanıyor. Geride ise karmaşık duyguları ile baş başa kalmış bir okuyucu bırakıyor.

Kaynak: Yâren Minel Özbek, “İran Kısa Öykücülüğünde Yeni Bir Dönem”, Kitabın Ortası dergisi, Temmuz 2019, sayı 28.